FAIL (the browser should render some flash content, not this).
Sizden Gelenler Sizde Gönderin
23.12.2006 Cumartesi

Bundan 9 gün önce, 14 Aralık Perşembe günü sonucu “Pozitif” olan bir test yaptırdım. Önceki bir hafta boyunca devam eden mide bulantılarımdan şüphelenmiştim. Bazı belirtilerin olası sonuçlarını düşünebilecek kadar bilgi sahibi olmama karşın, doğrusu test yaptırmaya giderken ne böyle bir beklentim vardı, ne de bu durumun gerçekleşme ihtimali yüzdesini yüksek bir oranda görüyordum. Daha önceki aylarda olduğu gibi yanlış sinyal olasılığı daha yüksekti ve bu sonuç benim daha alışık olduğum bir durum olurdu.
Nitekim aldığım test sonucundaki “Pozitif” kelimesini de ilk anda algılayamadım, test kağıdına şöyle bir baktım, geçtim. Ancak ben test sonucunu elime alıp birkaç adım attıktan sonra koridorda ilerlerken, laboratuardaki görevlinin “Hayırlı olsun” sesi beni kendime getirdi. Yoksa… Evet, kadın doğum uzmanı da tahminimi doğruladı, bu hamile olduğum anlamına geliyordu!
İnanamadım, şaşkındım, ama gerçekti, içimde bir hayat başlamıştı! Doktora sadece teşekkür edebildim ve yanından ayrıldım… Birkaç dakika sonra geri döndüm, aklıma bir-iki hafta önce kullandığım ilaçlar geldi. Ağrı kesici ve kas gevşetici üç ilaç almıştım ayrı ayrı zamanlarda ve bunun tehlikeli olup olmadığını sordum. Doktordan pek açıklayıcı bir bilgi alamadım.
Sağlık ocağından çıktığımda içimde durduramadığım bir heyecan, sevinç; yüzümde de ister istemez beliren gülücükler vardı.
Bir süre sonra evimize gitmek için otobüs durağında beklerken “Babası” telefon etti. Böyle bir haberi ona bu koşullarda ve telefonla veremezdim… Saat daha dörttü, ama o bu haberi almak için akşamı bekleyecekti… Ben de bu haberin keyfiyle biraz kendi duygularımı dinleyecektim o zamana kadar… Ne hissettiğimi kaydetmeye çalıştım kendi kendime, örneğin daha önceleri korkarım diye düşündüğüm bu haber, tam tersi bana kendimi çok güçlü hissettirmişti. Yaşadığım sevinç beni şaşırtmıştı. Hem bu haberi hemen herkesle paylaşma isteği içindeydim, hem de o anda bebeğimle yalnız bunun keyfini çıkartmanın ayrı bir tadı vardı. Artık yalnız değildim! Bu duygu çok hoşuma gitmişti. Son bir yılda Zeki’nin iş gezileri sırasında kendimi yalnız hissettikçe ve ondan bir parçanın bende kalmasını istedikçe oluşmuştu zaten bebek fikri… Şimdi yavaş yavaş bu habere hangi duygularla alıştırma yaptığımı fark etmeye başlamıştım. Evet, benim için anne olmak, çocuk sahibi olmak dürtüsünden çok, Zeki’den çocuğum olması fikri hoştu! Sonra onun tepkisinin ne olacağını düşündüm… Onun da benim gibi şaşırıp sevineceğini tahmin ettim. Tek tek diğer aile fertlerinin tepkilerini düşündüm… Anne-babalarımızın bizden böyle bir haber beklemedikleri için çok şaşıracaklarını, Melis’in durumu olağan karşılayacağını geçirdim aklımdan… 15 gün sonra yılbaşı-kurban bayramı için Bursa’ya gitmeyi kararlaştırmıştık zaten, onlara bu haberi o zaman vermeyi planladım.
Eve ulaştığımda daha Zeki’nin işten çıkması için vakit vardı. Ben de zeytinyağlı biber dolması projemizi hayata geçirmeye ve kimse bilmeden(!) bu haberi böyle kutlamaya karar verdim. Zeki yemeğimi çok beğendi, apayrı bir lezzeti olduğunu söyledi, ama daha neden öyle olduğunu bilmiyordu(!) Havadan sudan konuşmalarla yemeğimizi bitirip salona geçince ona önce tiroid sonuçlarını veren testi uzattım. Sonra da “Pozitif” yazan diğer testi!
Yüzünün aldığı şekli hiç unutmayacağım… Dakikalarca yüzünde şaşkın ama gülümseyen mutlu bir ifadeyle kaldı!.. Aynı benim gibi!.. Ben de bu arada ona duygularımı ve kendi şaşkınlığımı anlattım. Onun şaşkınlığı geçince yanıma geldi, beni öptü, sarıldı. Artık benimle çoğul konuşmaya başladı, yani hem benimle hem de bebeğimizle konuşuyordu. Sanki bu haberi çok önceden bekliyormuş ve istiyormuş gibi havaya girip konuşmaya başlayınca fark ettik ki, biz aslında bu habere çoktaaan kendimizi hazırlamışız!
Doktorumdan randevu alıp gitmem 18 Aralık Pazartesi gününü buldu ve o gün bebeğimiz tam 9 haftalık olmuştu. İlk defa ultrason cihazında onun resmini ve kalp atışlarını gördüm. Vücudumda benimkinden başka miniminnacık da olsa bir kalbin daha atması duygusu olağanüstüydü, anlatılamaz, gözlerim yaşardı! Şimdi günler geçtikçe karnımın çeşitli yönlerden gerildiğini hissediyorum. Bu durum ve bulantılar içimde bebeğimi büyütebildiğimin bir göstergesi olduğu için hoşuma gidiyor. Onunla konuşuyorum, onu seviyorum. Annelik güzelmiş!

11.01.2007 Perşembe

Bugün ikinci doktor randevumuz vardı. Bu defa babasıyla beraber gittik. Daha önceki doktorum doğum yaptırmadığını söylediği için yeni bir doktor arayışına girmiştim ve aslında bu durum bende bayağı stres yaratmıştı. Çünkü Zeki’yle tercihlerimiz de farklıydı. O Medipol’ü düşünmüştü, çünkü daha önce pek çok birimini bizzat bizim veya yakınlarımızın denediği bu hastaneyle ilgili olumlu izlenimlerimiz vardı. Ancak şu andaki evimizden uzaktı. Oysa ben her türlü olası acil durumda çabuk ulaşılabilir olması avantajı nedeniyle daha yakınımızdaki bir hastaneyi istiyordum ve SSK’dan da yararlanılabilir olması vb. Medipol’le aynı özellikleri olan Medicana Hastanesi’ni düşünüyordum. İnternette doktor tavsiyeleri arasında bu hastanedeki bir doktorun da adını görünce hem ondan, hem de Zeki’nin istediği gibi Medipol’den randevu almıştım. Geçtiğimiz Pazar günü babamı Bursa’ya gitmek üzere uğurladıktan sonra, aynı cadde üzerindeki Medicana Hastanesi’ne gittik Zeki’yle. Hastanenin imkanlarını ve ücretleri öğrendik. 24 saat acil doktor bulabilecektik ve oldukça büyük bir hastaneydi. Zeki de hastaneyi gözünün tuttuğunu söyledi ve böylece benim sıkıntılarım sona erdi, karar vermiştik, bu hastaneye ve doktora gidecektik. Nitekim ilk gidişimizde hastanenin yakınlığı konusundaki kararımın ne kadar doğru olduğunu fark ettik Zeki’yle. Çünkü gün ortasında bir vakitti ve biz geç kalmıştık. Gerçi randevu saatimizden 1,5 saat sonrasına dek sıra bekleyince bunun pek bir önemi kalmamıştı. Üç doktordan en çok ilgi göreni bizimkiydi ve ben bu nedenle daha az yoğun bir başka doktoru mu tercih etsem diye düşünmeye başlamıştım sıkıntıdan… Beklerken bir taraftan da kapısı açıldıkça doktorumuzu görmeye çalışıyorduk. Dışarıdan göründüğü kadarıyla oldukça genç ve zayıf bir bayandı bizimkisi… Doğrusu gençliği nedenle tecrübesi konusunda soru işaretleri oluşmuştu kafamızda… Ama doktorumuzun yanına ilk girişimizden sonra fikrimiz değişti, esprili ifadeleri Zeki’nin de benim de çok hoşumuza gitti. Örneğin ben hapşırdıkça bebeğin zarar gördüğünü düşündüğümü söylediğimde, “ancak akvaryuma dışarıdan tıklandığı zamanki kadar zarar görür” demesi Zeki’nin çok hoşuna gitti. Ultrasonda bakarken de bizim bebeğin çok hareketli olduğunu söyleyip “Ona ‘ZıpZıp’ diyebilirsiniz” lafı benim çok hoşuma gitti. Ultrasonda ayrıca bizim pek de anlayamadığımız görüntülerden bebeğimizin burnunu, gözlerini, kulaklarını, ellerini, ayaklarını, beş parmağını gördü. Biz de bebeğin genel görüntüsünden ne kadar hareketli olduğunu ve kalp atışlarını fark edebildik. Yavrumuzun kalbi öyle hızlı hızlı atıyordu ki! Çok hareketli oluşu da iyi bir şeymiş çünkü eğer annenin beslemesi yeterli olmazsa bebek bütün enerjisini büyümek için kullanıp çok hareket etmezmiş. Demek ki bizimkinin keyfi yerinde, annesi onu gayet iyi besliyor! Bunu hissetmek beni çok mutlu etti.

14.01.2007

Bugün yalnızım, çünkü bebeğimin babası Almanya’ya gitti fuar için… Bebeğimizin olacağını öğrendikten sonra gittiği ilk yurtdışı fuar bu. Aslında geçtiğimiz bir buçuk yıl o kadar çok yurtdışı fuara gitti ki, biraz da bebeğimizden bu fuarlar sorumlu!.. Çünkü o her yurtdışına çıktığında ben kendimi yalnız ve kötü hissettirdiğinden ona şakayla karışık “bir bebek yapalım da ben onunla oyalanırım” demeye başlamıştım. Gerçi bu gidişinde fark ettim ki, - en azından şimdilik- hiç de o kadar rahatlatmadı beni bu durum. Aksine onu kaybetme korkusuna, bebeğimi kaybetme korkusu ve dünyanın kötü gidişatından duyduğum kaygılar da eklendi. Küresel ısınma, giderek yok olan çevre, Irak’taki ve dünya genelindeki ABD saçmalamaları rüyalarıma girmeye başladı kabuslar olarak… Şimdi düşündüm de; dünyayı kurulduğundan beri kadınlar yönetebilseydi de, acaba bugünkü kadar savaşlar olur muydu? Diyelim ki ben çok duyarlı olduğumdan bunu düşünüyorum. Ama öyle zannediyorum ki her kadın özellikle hamilelikte ve anne olduktan sonra, bu kaygıların daha küçük bir kısmını bile yaşasa, herhalde doğacak veya doğmuş olan oğlunu hiçbir savaşa göndermeye yüreği elvermezdi. Sonuçta dünyayı da kadınlar yönetebilseydi, dünyamızdan hiç eksilmeyen bu savaşlar da yaşanmazdı herhalde…
Neyse, şimdi küresel sorunları bırakıp, güneşli ve soğuk olmayan bu İstanbul gününü nasıl değerlendirdiğimizi anlatayım: Bugün babasını uğurlayınca Seher Teyzesine gittik bebeğimle, ilk defa benim İstanbul’daki manevi ailemle tanıştırdım onu; Nedim Dedesi ve Birsen Teyzesiyle… Seher’le Şişli’ye yürüdük, bir yere oturup, bir şeyler yerken sohbet ettik, dertleştik. Çok keyifli bir gün oldu benim için ama sabah erkenden tahlil yaptırmak için Medicana’ya gideceğimden, akşam dokuz buçukta eve gelmek üzere yola çıktım. Mecidiyeköy’den Beşiktaş ve motorla Üsküdar, sonra da minibüsle Ata2’ye doğru gelirken bebeğimle konuştum biraz… Ona dedim ki; “ Bak bebeğim, ben başka ülkeleri ve şehirleri görmüş değilim ama görsem de eminim ki fikrim değişmeyecek, bence dünyanın en güzel ve en özel şehri İstanbul! Düşünsene annen bu şehre âşık olup burada kalmasaydı babanla da tanışamazdı, tabii sen de olamazdın. Belki dünyanın her yönden en şanslı bebeği olmayacaksın ama bir yönden çok şanslı olacağın kesin: Birbirini bu kadar çok seven ve bunun için mücadele eden bir anne-babanın çocuğu olacaksın sen! Ve tüm olumsuzlukların temelinde aslında sevgisizliğin olduğu dünyamızda, bu sevgiyle varoluşun senin en büyük servetin olacak!”

14.02.2007 Çarşamba 05.42

İki gün sonra 16 Şubat Cuma günü bebeğimizin cinsiyetini öğreneceğiz. Düşünüyorum da, aslında bunun pek bir önemi yok. Onu şimdiden o kadar çok seviyoruz ki!.. Kız ya da erkek olsun onu sevmeye devam edeceğiz ve onu her zaman koruyacağız, istediği doğrultuda gelişmesi için onu her zaman destekleyeceğiz. Olumsuzluklarla dolu büyük dünyaya ve hayata; küçük, huzurlu, sevgi dolu dünyamızda hazırlamaya çalışacağız onu… Özgüvenli, mutlu bir çocuk ve insan olması için elimizden geldiğince çaba göstereceğiz. Dünyayı – hayatı sevmesi ve kendi çapında olumlu yönde değiştirmesi için destekleyeceğiz… Ne olursa olsun onun hep yanında olacağız ve onu sevmekten hiç vazgeçmeyeceğiz, o bizim bi’tanecik bebeğimiz ve hep öyle kalacak!

17.02.2007 Cumartesi 07.48:

Dün bebeğimizin cinsiyeti belli oldu: Bir oğlumuz olacak… Ben çok mutluyum, hatta mutluluktan uçuyorum diyebilirim. Zaten bir oğlum olacağını hissediyordum, kendimi hiç kız bebek annesi olarak düşünmemiştim. Kalbimden geçtiği gibi oldu. Şükürler olsun!..
Haberi alır almaz herkese telefon etmeye başladım bu heyecanı paylaşmak için… Ama Zeki hastanenin ortasında bu cıvıltılı sesimle verdiğim haberden çok rahatsız oldu. Ülkemizde çok kişinin erkek bebek beklentisi olduğundan, hatta bebek sahibi olamayan insanların etrafımızda bizi duymalarından dolayı olduğunu söyledi bu rahatsızlığın… Ona kalsa eve gidince bu haberi herkesi vermeliydim, dinlemeyip hemen yapınca, üstelik de bu arada işlemler de devam edip eli kolu dolu olduğundan bana sinirlendi. N’apayım ben de heyecanımı o anda paylaşmak istedim herkesle, doğrusu başkalarını düşünemezdim, ben de böyleyim işte! Hiç de pişman değilim ama bu keyfi ve benzer keyifleri onunla aynı anda yaşayamamaktan dolayı üzgünüm doğrusu. Diğer taraftan da bu kadar hassas ve duyarlı bir eşim ve çocuğumun babası olduğu için mutluyum.

05.05.2007 Cumartesi:

Çoook uzun zamandan beri yazmamıştım. Çünkü bebeğimizin cinsiyetini öğrendikten çok kısa süre sonra 22 Şubat’ta oğlumuzun Duru Ablası dünyaya geldi. Annesi Bursa’ya, babası Malezya’ya gitti. Bu arada üçlü test yapıldı, sonuçlarda sorun olmamasına rağmen amniosentez düşünüldü. Doktorumuz ve Zeki kesin teşhisi verecek bir test olduğu için yapılmasından yana tavır koydular. Ancak ben karına bir iğneyle girilip, rahimden amnio sıvısı alarak yapılan bu işlemdeki düşük olasılığından dolayı çok çekindim. Muhtemelen sapasağlam olan bebeğimin düşük ihtimali beni çok kaygılandırdı. Sonra Melis’in doktoru Prof. Gürkan Bey’e danıştım, üçlü test sonuçlarıyla birlikte… O kesinlikle gereksiz olduğunu söyleyince benim kararım netleşti, yaptırmadım. Ama doğrusu bugün bile dönüp “Doğru mu yaptım acaba?” diye düşünüyorum bazen… Zaten karar alma sürecinde de Zeki’ye demiştim ki; “Bu kararı verirken sana karşı kendimi sorumlu hissediyorum, olumsuz bir sonuç çıkarsa sen yaptıralım demiş olduğun için” Ancak o da bana “Eğer yaptırırsak ve düşük ihtimali olursa da ben kendimi sana karşı sorumlu hissedeceğim. Üstelik de ben her türlü sonuçta senin yanında olacağım, merak etme” dedi. Aslında şu süreçte bunu düşünmem bile o kadar anlamsız ki!.. Ama ne yapayım, zaman zaman kendimi kötü hissedip karamsarlığa düştükçe, aklıma her şey geliyor. Olumlu düşünmeye çalışıyor ve genellikle de bunu başarabiliyor olmama rağmen hamilelik sürecim boyunca 4-5 kez bir-iki gün için oldukça olumsuz ruh haline kapılıp gittiğim oluyor doğrusu… Hatta bunların sonuncusunu bu hafta başı yaşadım. Çünkü şeker yüklemesinde sorun çıktı, şimdi rejim yapıyorum.

Geçtiğimiz hafta Perşembe günkü doktor randevumuzda 50 gr.lık glikoz yüklemesi yapıldı, oradaki sonuç yüksek çıkınca Sibel Hanım bana Pazartesi tekrar 100gr.lık şeker yüklemesi yapılması gerektiğini söyledi. Bu aradaki 4 günlük sürede de günde iki dilim haricindeki ekmeği, makarna ve pilavı yasakladı. Biz de bunların yanında elmada, havuçta ve patateste de şeker var diyerek onları da kestik. Böyle olunca ben sadece et, süt ve salata yiyebildim ve bu beni çok zorladı. Ama bu sayede tekrar yapılacak yüklemede şeker çıkmayacağını umarak dört günü atlattım. Ne yazık ki umduğum gibi olmadı ve o yüklemede de şeker çıktı. Bunun üzerine hem dahiliyeciye, hem de diyetisyene yönlendirdi Sibel Hanım bizi… Çok moralim bozuldu… Zeki yanımda olmasaydı herhalde hastanede ağlar kalır, hiçbir şey yapamazdım. Oysa onun desteğiyle önce dahiliyeciye, sonra diyetisyene gittik. Dahiliyeci, başka bir kan testi daha istedi, son üç aylık kandaki hemoglobini gösteren bir test… Diyetisyen ise günde 8 dilim ekmek veya bu oranlarda makarna pilav verdi. Doğrusu o dört günlük açlıktan sonra bu bana ziyafet sofrası hazırlanması gibi geldi. Orada moralim düzeldi bu yüzden. Şimdi rejimle ilgili bir sıkıntım yok çok şükür, çünkü tatlı hariç her şeyi, daha önceki beslenme alışkanlıklarımla beraber (3 ana, 3 ara öğün şeklinde) yiyebiliyorum. Sadece daha disiplinli ve daha az bir şekilde yemeğe çalışıyorum.

Ama yine de içimde gelişen “bebeğime bir şey olur mu” korkusunu yenemiyorum. Birkaç gün öncesinde elimde olmaksızın bütün öğleden sonrayı ağlayarak geçirdim. Ve sonrasındaki bir gün ilk defa televizyonda bir psikoloğa mail gönderdim. Hamilelikteki bu tür dönemleri nasıl atlatabileceğime ve ne zaman psikoljik yardım almaya gerek duyulabileceğine dair soru sordum. Kanaltürk’te Kadınlar Kulübü’nde sorumu okudular ve çok güzel bir soru diyerek cevapladılar. Psikolog Dilek Hanım hamilelikte film seyrederken bile ağlandığıyla söze başladı ve bu durumların geçici olup bütün hayatı etkilemediği takdirde normal olduğunu belirtti. Bir de bu düşüncelerden uzaklaşmak için normal hayattan kopmamak gerektiğini söyledi. İşe-güce, hobilere devam edilmesini önerdi. Nitekim ben de bir-iki gün sonrasında kendimi toparlayarak evlilik projeme yoğunlaştığımda rahatlamış hissetmiştim kendimi… Sonuçta bir konuyla ilgili kaygılar başlayınca gerisi geliyor, örneğin maddi kaygılar hemen yetişiyor peşinden ve işte o noktada işle uğraşmak çok önemli, çünkü “Reklam alabilirim, ben de şu kadar para kazanabilirim” diye umutlanıyorum. Nitekim bu hafta içi beklediğim üç-beş ilan ihtimali var, onlar bir olursa değmeyin keyfime… Doğumdan önce şu evlilik projesini çıkartır, ilan paralarını beklerim sonra. Bu tecrübeler ışığında da oğlum doğduktan sonra da inşallah bir şekilde çalışmayı sürdürürüm, hatta o bize uğurlu gelir ve işlerimiz daha da iyi gider diye düşünüyorum.

Doğumla ve oğlumun sağlığıyla ilgili korkulara kapıldığımda da bundan sonra psikoloğun dediği gibi düşüneceğim: Sonuçta hayatta her zaman olumsuzluklarla karşılaşma ihtimalimiz var, başımıza her şey gelebilir. Önemli olan bunları bir an önce kabullenip mücadele etmeye başlamak. Yaşayacağımız her şeyin bize verebilecekleri, öğretebilecekleri var, bunu baştan kabul etmeliyiz. Tabii yine de her zaman her şeyin olumlu gideceğini düşünmek en güzeli!..
Bundan sonra olumsuz duygular beni kuşattığında bu sabah uyandığımda olduğu gibi şunu düşüneceğim: Bu hayat bana çok şükür genelde iyi davrandı; beni seven bir ailem oldu, istediğim gibi eğitim alabildim, zevkle, severek çalıştığım işlerim oldu. En önemlisi de 13 senedir deli gibi sevdiğim erkekle beraberim. Bir zamanlar Bursa’daki evde onu hayal etmeye çalışmak bile ne kadar zordu oysa!.. Ama bugün o benim kocam… Hep yanımda ve hep yanımda kalacağını söylüyor… Ve ben onu kaybetmekten çok korksam da artık onun hep yanımda olacağına inanıyorum, umarım uzun yıllar o ve oğlumuz hep birlikte hayat maceramıza devam edebiliriz. Umarım oğlum düşünce sistemi olarak babasına daha çok benzer… Çünkü Zeki genelde şu psikoloğun dediği gibi düşünür, benden daha olumlu bakar her şeye, her zaman… Olumsuzlukları da kabullenir ve savaşır.
Bu anlamda güzel bir diğer örnek de Melis… Hamileliğinde onunla da hep konuşurduk, hep güzel olacağını düşünmüştü her şeyin, doğumun; nitekim öyle de oldu: Epidural sezeryen için ameliyathaneye gülerek girdi, gülerek çıktı; sadece 1 gece kalıp hastaneden eve geçti, hemen duş alabildi, dikişlerinde ve Duru’da hiçbir problem olmadı… Harika bir örnekti benim için. Şimdi ben de rüyamda kendimi öyle görüyorum. Sabah hastanede uyanmışız, oğlumuz doğmuş, uzun boylu ve gözleri açık görüyorum onu… Benim dikişlerim hiç acımamış, bütün gece deliksiz uyumuşuz. Yanımda Zeki ve Mine var ilginç bir şekilde; annemleri arayıp çağıralım artık diyorum, onların daha haberi yokmuş! Hayırdır inşallah!

14.05.2007 Pazartesi:

Dün çok özel ve güzel bir anneler günü yaşadım. İki açıdan özeldi, birincisi annemle İstanbul’da yalnızdık; ikincisi henüz karnımda olsa da oğlumla geçirdiğim ilk anneler günümdü benim… Değişik bir mutluluk ve sevinç oldu içimde, herkes telefon açıp anneliğimi kutladı; hoştu, çok hoştu.
Tabii Zeki yine yaptı yapacağını… Almanya’daydı ama Özgecan’la bir gece önceden yaptığı organizasyon sonucu, koca bir buket kavuniçi muhteşem güllerle kutladı ilk anneler günümü!.. Dünyanın neresinde olursa olsun bulup buluşturup bir sürpriz yapıyor bana böyle!

17.05.2007 Perşembe:

Dün Zeki Almanya’dan döndü, bugün de annemi Bursa’ya uğurladık. Bir gelen, bir giden… Hayat hep böyle galiba, hep ayrılıklar var ne yazık ki… Ben çok kötü oldum, anneme çok alışmıştım, sabahtan akşama kadar durup durup ağladım. Ayrılıklara hiç dayanamıyorum ama alışmam lazım. Belki de hamilelik hormonları etkisiyle bu kadar kötü oluyorum. Çocukken de olduğum gibi bir ağlamaya başladığımda kendimi durduramamam da en kötüsü! Başkaları nasıl gözlerinden bir-iki damla yaş döküp susabiliyorlar, anlamıyorum. Benimkisi feci bir şey, umarım oğlum bana benzemez bu konuda!
Yine bir şey fark ettim; yazmak beni acayip sakinleştiriyor. Bunu biraz düşünmeliyim. Hayatımın geri kalanında yazmak daha çok yer kaplamalı, hatta bunu iş haline getirmek için seçenekler araştırmalıyım.

18.06.2007 Pazartesi:

Oğlumuzun doğumu için verilen tahmini güne tam bir ay kaldı. Ve babası son seyahatini de Kazakistan’a yaparak Cumartesi günü döndü. Geçtiğimiz hafta boyunca yine annem gelmişti, Cuma akşamı 10-11 gibi de müthiş bir sürpriz yaparak Duru, Melis, Kıvanç ve babam geldiler. Onları görünce çok mutlu oldum ama çok heyecanlı ve yorucu bir haftasonu geçirdim. Cuma gecesi 2’de yattım, 4 saat sonra sabah 6’da uyandım, bir-iki kez Zeki’yi aradım, ulaşamadım ama saat 6,5 olmamıştı ki, o beni arayıp uçağın indiğini haber verdi. Rahatladım ama kalkıp ona kahvaltı hazırladım. Bu arada Duru da uyandı. Kapıda kucağımda Duru’yla Zeki’yi karşıladım. Sanırım bir süre sonra Zeki’yi kucağımda oğlumuzla kapıda karşılayacağım! Neyse ki, Ekim ayına kadar iki-üç aylık bir süreçte başka yurt dışı seyahati görünmüyor Zeki’nin… Bu dönemde oğlumuzla birlikte yeni hayatımıza adapte olmaya çalışacağız, kendimize üç kişilik yeni bir düzen oluşturacağız. Annemin son iki gelişinden sonra bunu yapmak zorunda olduğumuzu düşünmeye ve konuşmaya başladık. Doğumdan sonra en kısa sürede toparlanmanın hepimiz açısından faydası olacak. Çünkü annemin bir önceki gidişinde kötü olmamı kendime güvenmeyişime bağlıyorum ama bu yanlış ve bunu düzeltip kendi kendime yetebilirsem kendimi çok daha iyi hissedeceğimi fark ettim.

27.06.2007 Çarşamba:

13 Haziran’daki doktor kontrolünde normal doğum yapabileceğim ihtimali, doğum için geriye doğru sayımın haftalara indirgenmesi ve bazı hazırlıkları bitirememiş olmak nedeniyle panik olmamdan dolayı geçtiğimiz hafta sonu benim için sıkıntılı geçti. Öyle anlarda hemen istediklerim olsun istiyorum, olmayınca daha çok üzülüp sinirleniyorum ve ağlayarak kendime zarar veriyorum. Zeki de başlangıçta beklediğim anlayışı gösteremiyor, böylece bir kısır döngü şeklinde işin içinden çıkamıyorum bir-iki gün… Sonra yine Zeki şefkatli yaklaşımına bürünüyor, yaralarıma merhem oluyor ve yavaş yavaş kendime geliyorum. Sıkıntı yaratan durumlar ortadan kalkmasa da kendimi daha iyi hissediyorum. Bu günlerde de iyiyim. İstanbul’da tarihin kaydettiği en sıcak günler (bugün Şile’de 43, İstanbul’un diğer bütün ilçelerinde 40.3 sıcaklık değerleri ölçüldü) yaşanırken kendimi eve hapsetmiş olmak da beni rahatsız etmiyor. Sık sık duşa giriyorum, evin o anki serin bölümü neresiyse orada uzanıyorum, rahat giysilerle dolaşıyorum ve minimum iş yapıyorum. Bu arada oğlumun hareketlerini hissetmenin keyfini yaşıyorum ve onun bu sıcak günlerde ideal ortamında olmasından dolayı şükrediyorum. Tabii ona bu ideal ortamı benim sağladığımı bilmek ayrıca kendimi iyi ve mutlu hissettiriyor.

Zaten hamilelik boyunca genel olarak mutlu olmak ve yakında bu günlerin biteceğini bilmek garip bir duygu… Bir taraftan ağırlaşmaya başlayan vücudun yükünü bir süre sonra kaldıramayacağını bilmek, bebeğinin yüzünü ve sağlığını merak etmek nedeniyle bir an önce doğurmak istiyor insan, ama bir taraftan da onu vücudunda hissetmenin keyfini bırakmak istemiyor. Bu öyle büyülü bir duyguymuş ki!.. En azından benim için böyle oldu, ben bu keyfi çok güzel yaşadım. Bunun için şükrediyor ve şimdiden oğluma teşekkür ediyorum. Umarım doğduktan sonra da her şey yolunda gider ve onunla çok güzel günlerimiz olur! Umarım ve inanıyorum ki her şey zamanında olacak… Bu güne kadar benim hayatımda olduğu gibi! Çok sağlıklı, çok güzel, çok akıllı ve güçlü bir bebeğimiz olacak… Babası ve ben onu çok seveceğiz, tüm aile ve arkadaşlarımız da… O, çok insancıl, çok duygusal, çok tatlı bir çocuk ve yetişkin olacak… Şanslı ve başarılı olacak, hayatı sevecek… Kendi ayaklarının üzerinde durmasını bilecek. Melek gibi iyi yürekli ama babası gibi kendini ezdirmeyecek bir kişilikte olacak inşallah… O annesinin bir tanesi ve hep öyle kalacak!.. Canım oğlum benim, seni şimdiden o kadar çok seviyorum ki!

02.07.2007 Pazartesi:

Bugün doktor kontrolümüz vardı. Sibel Hanım yine her şeyin çok yolunda olduğunu söyledi. Ben 66 kilo, oğlumuz 2 kilo 650 gr olmuş. Normal doğum için bütün koşullar uygunmuş. Ama ben tereddütlerim, korkularım olduğunu söyledim. “Sonuçta karar verecek olan sensin ama çok şanslı bir durumdasın, her seçeneği seçebilirsin, son ana kadar hiç dert etme, günü geldiğinde duruma bakarız, ne istersen onu yaparız” dedi. “Seninki sadece cesaretsizlik, oysa zaten burası özel hastane olduğu için biz koşullar ne için uygunsa onu öneririz ve yaparız, kendimizi de seni de riske atmayız” dedi. Şu ana kadar hamileliğimin çok iyi geçmesinin, benim de genelde olumlu, yüzü gülen bir insan olmamın bir işaret olabileceğini, doğum için de her şeyin yolunda gidebileceğini söyledi. Ben de genelde böyle düşünüp hissetmekle beraber, yine de zaman yaklaştıkça kendimi korkmaktan alıkoyamıyorum. Normal doğumla ilgili belirsizlikler, kesi (epizyotomi) ve doktorun her an yanımda olamayacak olması beni endişelendiriyor. Şu endişelerimi ve olayları akışına bırakamama durumumu bir kenara bırakabilsem hayat benim için öyle güzel, öyle kolay olacak ki!.. Örneğin geçen haftasonu mobilya konusunda kendimi o kadar kastım, o kadar gerdim, hiçbir şey yapamadım. Ama bu Cumartesi saat 6’dan sonra pek de o gün bulabileceğimizi düşünmeden Çağlayan’a geçtik, sonra Beyoğlu’nda gezeriz, bir şansımızı deneyelim dedik. Nitekim girdiğimiz ikinci dükkanda hem koltuk, hem de masa-sandalye beğenip, ısmarlayarak çıktık. Gerçi ben şimdi de onların vaat ettikleri gibi 10 günde gelmeyeceklerini düşünüp endişe ediyorum ama doktorun söylediği gibi doğum 17’si veya o hafta içinde olacaksa sorun olmayacağını düşünerek kendimi rahatlatmaya çalışıyorum.

Doğum konusunda da kendimi psikolojik olarak son ana kadar hazırlamak için vaktim var. Bunu başarabilirsem ve Tuba’yla konuştuğumuz gibi bir cesaret gösterebilirsem bu harika olacak. Aslında hamilelik haberini ilk aldığımdaki duygum geldi şimdi aklıma, o duyguyu şöyle anlatmışım yazının başında…: “daha önceleri korkarım diye düşündüğüm bu haber, tam tersi bana kendimi çok güçlü hissettirmişti.” Hamilelik sürecinin başındaki bu duygu, doğumun bu kadar yaklaştığı hamilelik sürecinin son aşamasında da devam ederse, zaten hiç sorun olmayacaktır benim için… Üstelik bugün ilk defa doğumda Zeki’nin de yanımda olması ihtimalini de konuştuk, o da doktora o ne derse öyle yapacağını söyledi. Bu da benim için hoş bir durum olur sanırım. Onun enerjisi her zaman bana iyi gelmiştir ne de olsa!..
Oğlumun da içimdeki son derece kuvvetli hareketleri beni çok mutlu ediyor, o rolüne hazırlanıyor mükemmel şekilde, o, ben ve babamız belki ailece bunu da başarabiliriz. Böyle düşünmek de hoşuma gitti.

14.07.2007 Cumartesi:

Bugün doktorumuzun doğum için verdiği tahmini tarih 14-21 Temmuz haftasının ilk günüydü ve kontrole gittik. Bu defa NST odasına girmek benim için daha farklı bir anlam taşıyordu. Artık her an, bugün bile oraya doğum için gidebilirdim. Kendimi bu psikolojiye hazırlamaya çalıştım. Neyse ki Sibel hanım orada yaptığı kontrolde henüz 1cm.lik bile açılma olmadığı için Çarşambaya kadar doğum beklemediğini söyledi. “Normalde böyle bir durum olsa birkaç gün içinde seni beklerdik buraya” dedi… Ancak NST’de gördüğü bir şeyden dolayı Hatice Hemşire bana ağrı veya kasılmamın olup olmadığını sormuştu, o anda yok dedim ama sorduğu şey zaman zaman hissettiğim rahatsızlık, yürüme güçlüğü veren duruma benziyordu. Demek ki hafif kasılmalardan bahsedilirken kastedilen şey onlarmış ve bende de oluyormuş. Nitekim eve döndükten sonra da aynı sıkıntılar devam etti, yataktan kalkamadım. Üstelik iki defa minik kahverengi lekelenmeler görünce hemen Sibel Hanım’ı aradım. Neyse ki bana bunun muayeneden dolayı olduğunu söyledi. Kasılmaların da daha şiddetli ve sürekli olmadıkça sorun olmayacağını belirtti ve rahatladım.

Ama bugünden itibaren artık kendimi doğuma psikolojik olarak hazırlama sürecine girdim. Sanırım bunda diğer planladıklarımızın büyük oranda gerçekleşmesinin, hazırlıkların tamamlanmasının ve fizyolojik olarak da sıkıntıları hissetmenin payı var. Çok şükür rahat bir hamilelik geçirdiğim için kendimi hiç doğuma yakın hissetmiyordum, sanırım bugünden itibaren hissetmeye başlayınca da bu uzun bir süreç olmayacak; birkaç gün veya bir hafta içinde umarım oğlumu kucağıma alabileceğim! Mutlu sona ve başlangıca yaklaşmak çok heyecan verici bir düşünce!.. Umarım her şey başladığı gibi POZİTİF devam eder!

20.07.2007 Cuma:

Babası haklı çıktı, henüz oğlumuz yerinden memnun, gelmeye niyeti yok! Doktorumuzla 18 Temmuz Çarşamba günkü randevumuzda da bir şey değişmedi çünkü… Eğer yarınki randevumuzda da durumun değişmediğini görürsek – ki şu anda babası da ben de öyle olacağını hissediyoruz - oğlumuzun doğum tarihi 24 Temmuz Salı olacak. Çünkü Sibel Hanım bu tarihe yani onun tahmini doğum tarihinden ancak bir hafta sonrasına kadar bekleyeceğini ve sonra sezaryenle alacağını söyledi.

Biz bu durumdan gayet memnunuz. Hatta dün Mine, Şener ve Seher bizdeydi, Ülker, Cem, Olcay ve Yüksel’le Kadıköy’de buluşacaklardı; annemin ve Mine’nin itirazlara aldırmadan ben de gittim; Zeki ile aynı fikirdeydik, o da gidebileceğimi düşünüyordu; gitmekle çok da iyi yaptım. Oğluma bana böyle zaman kazandırdığı için teşekkür ediyorum! Sanırım o çok akıllı bir çocuk olacak. Onun karnımdaki hareketlerini bir süre daha hissetme keyfi yaşadığım için çok mutluyum. Her zaman onu severken söylediğim gibi “Sağlıklı, Akıllı, Güzel, Güçlü” ve artık “Aslan Oğlum” benim! Onu artık “Aslan burcu” olacağı için böyle seviyoruz. Tabii ismine de nihayet karar verebildiğimiz için “Özgür Oğlumuz” bizim artık o! Gelişini mutlu, sakin bir heyecanla bekliyoruz ve hayatımızın onunla da her dakikasının keyfini çıkartmaya karar verdiğimiz için yeni, pozitif hayatımıza hazırlanıyoruz!

29.08.2007 Çarşamba:

Evet, şu anda kucağımda olan oğlumuz 24 Temmuz Salı günü sezaryenle dünyaya geldi. 21 Temmuz Cumartesi günkü kontrolde de durum değişmeyince Salı sabahı için sözleştik doktorumuzla… Bu durumda oğlum bana 22 Temmuz seçimlerinde oy kullanma şansını da tanımış oldu. Sibel Hanım’la seçimlerle bağlantılı esprilerimiz de oldu. Artık kim kazanırsa oğlumuza onun ismini vermemizi önerdi… Ben “Hayatta oğluma Tayyip ismini vermem” deyince de “Belki Erdoğan olabilir” dedi. Şaka bir yana Özgür ismini düşündüğümüzü duyunca çok beğendiğini söyledi. İsim ve seçim muhabbetimiz sezaryen için beklerken ameliyathanede de sürdü.

Bu arada ameliyathanede epidural için skolyozum engel olunca genel anestezi almama karar verildi. Bu aslında benim en son tercih edeceğim doğum şekliydi; çünkü doğduğu anda oğlumun sesini duymayı ve onu görmeyi her şeyden çok istiyordum. Hatta özel bir fotoğrafçıyla da bu anı ölümsüzleştirmek için konuşmuştum ancak Zeki bunu gereksiz bulup, kendisinin fotoğraf ve kameraya çekeceğini söylediğinde itiraz edememiş, kısmet değilmiş diye düşünüp bu konuyu oluruna bırakmaya karar vermiştim. Sonuçta genel anesteziye karar verildiği anda yapabileceğim bir şey yoktu, zaten birkaç saniye içerisinde narkozun etkisiyle uyuyakalmıştım. Uyanmam ve nefes almam da biraz zor oldu. Odaya çıkarttıktan sonra bile oksijen vermeye devam ettiler. İlk birkaç saati biraz rüya gibi, buğulu bir şekilde hatırlıyorum.
Ama asıl benim için rüya gibi olan bir mucize gerçekleşti bu arada… Bana oğlumun doğduğu anda ağzı bir karış açık çığlık atarkenki fotoğrafını getirdiler!..(Buna yazarken şu anda bile tüylerim diken diken oluyor!) O andan sonra artık benim meleğim olan doktorumuz Sibel Hanım eşine çektirtmiş bu fotoğrafı!.. Üstelik ertesi gün getirdiği CD’de daha birkaç fotoğraf var gayet profesyonelce çekilmiş… Ben daha ne isterim ki!.. Oğlumuz sağlıklı, hep istediğim gibi cin bakışlı, -sanki doktorunun “zıpzıp” ünvanını hak etmek için gibi- doğduğu andan hareketli… Ve ben bunları o fotoğraflardan ve Ekim’le Zeki’nin yaptığı kamera çekimlerinden görebildim… Bunun benim için önemi o kadar büyük ki, sanki yazdıklarım anlatmakta yetersiz kalıyormuş gibi geliyor. Artık doktorumuz Sibel Hanım benim sadece çok özenli, disiplinli ve profesyonel bulduğum doktorum değil; çok özel bir yol arkadaşım, geçtiğimiz yaklaşık kırk günde eksikliğini hissedip özlediğim bir dost ve insan kılığına girmiş bir melek!

O meleğin yardımıyla dünyaya gelen diğer melek oğlum da şu anda içeride yatağında mışıl mışıl uyuyor. Dünyaya geldiğinden beri her geçen gün değişerek büyüyor. Bana anneliği öğretiyor. Genel olarak mutlu, huzurlu, uslu bir bebek… Öyle tatlı ki!.. Bayılıyorum ona, nasıl seveceğimi şaşırıyorum, çok küçük olmasına bakmadan öpüyor, kokluyorum oğlumu… Hep düşündüğüm, yapmak istediğim gibi onunla hayatın tadını doya doya çıkarıyorum. Son günlerde pembiş pembiş ayaklarından öpmeyi çok seviyorum. Bir de omzuma yatırınca sarılışını hissetmeyi… Tek problem gazını çıkartamadığında, bağırsak sancısı olduğunda insanın hissettiği çaresizlik duygusu… Onun dışında bebek büyütmek yorucu ama müthiş keyifli!.. İyi ki doğurmuşum onu diyorum sık sık!
© 2007 Sibel Açıkalın Exe Web Grubu